İslâm dâima kitap önde kılıç arkada olarak hareket etmiştir. Batı ise dâima kılıç önde yürümüştür.
İslâm dünyanın dört bir yanına irşâd ordusu gönderirken Hristiyanlar İslâm’a misyonerlerle, ajanlarla saldırmışlardır. İslâm irşâdı temel almış, Hristiyanlık ise ifsâdı hedef almıştır. Bunların dünkü bugünkü tezâhürleri ortadadır. Kimin kârlı, kimin zararlı olduğu da ortadadır. 18. asrın başlarında İngilizler’in Osmanlı’yı ve İslâm’ı çökertmek için gönderdiği beş bin ajandan biri olan Hemper’in hâtıraları çok ilginçtir. Dış güçlerin ve kaynakların İslâm’a taarruzları yanında içeriden de İslâm’a yönelen saldırılar devam etmektedir. İslâm’a yönelen itham ve saldırılardan bazıları şunlardır:

  1. Başımıza ne geldiyse İslâmiyet’ten geldi.
  2. Kur’ân gelişmemize engeldir.
  3. Ben Lâtin Kültürü ile yetiştim, bununla iftihar ediyorum.
  4. Kahrolsun Şeriat, kahrolsun İslâm.
  5. TBMM’nin 18. dönem çalışmalarının sona ermesi dolayısıyla TBMM Başkanının yaptığı konuşmadan bir bölüm:

“Demokratik siyâsal kültür ise, tek ve mutlak doğrular peşinde koşulmamasını içine alır.”

Dikkat edilirse demokratik siyâsal kültür mutlak doğrular peşinde koşulmamasını istiyor. Evet mutlak doğrularla meşguliyeti yasaklayan demokrasi… Oysa mutlu kişi, mutlu toplum, Hakkı ve Hakîkati yakalayan toplumlar ve kişilerdir.

  1. Türkiye’de irticâ potansiyel bir tehlikedir diyenler, acaba, bu iddiaları ortaya koyanlar, batı kaynaklarına yöneldiklerinin onda biri kadar İslâm’a yönelmişler midir, incelemişler ve araştırmışlar mıdır? Zannetmiyorum…
  2. Hz. Muhammed’i, referans almamalıyız diyenlerin bu iddialarına ceddimizin ve dış kaynakların verdiği cevaplar:

Ceddimizin cevâbı:

  • Şeyh Ahmet Yesevî Hazretleri, Hz. Muhammed (s.a.v.) 63 yaşında dünyayı terk ettiğinden 63 yaşına geldiğinde çilehâneye giriyor ve 57 yıl o çilehânede kalıyor. Muhabbet-i Muhammedî (s.a.v.) ile dolup taşmış bir gönül eri, bir hak dostu.
  • Osman Bey, Şeyh Edebâli Hz.’nin evinde duvarda asılı bulunan Kur’ân karşısında, Allah(c.c)’ın kitâbı karşısında uzanıp yatmaktan hayâ etmiş Allah-u Âlem, bu hürmet ve edebinin karşılığı olarak kendisine devlet hediye edilmiştir.
  • Timur da geleceğe şöyle sesleniyor: “Allah’ın dinini, Hz. Muhammed’in (s.a.v.) şeriatını dünyaya yaymayı amaç edindim. Her zaman ve her yerde İslâmiyet’i savundum.”
  • M.Kemal Atatürk diyor ki:

“Cenâb-ı Hak riayetkâr kılmaya mecbur tuttuğu insanların esâsen âli vicdanındaki ihtiyacâtı hakîkiyesini tamamen bilir. Binâenaleyh gönderdiği kitap tamamen o ihtiyâcâta mutâbık hükümler ihtivâ eden bir kitaptır ve efendiler ilahi hakîkatın en son emrettiği kanun böyle olabilir. Taklitle, tebdil ile kanun olamaz. Kânun, kânûn-i hakîkî olmak lâzımdır. Yâni kânûn-u ilahi olmak lâzımdır.” (Kaynak sd. cilt 1. T.dt. Enst. Yayını, 1989 sayfa, cilt 9, sayfa 1921).
“Büyük bir inkılâp yaratan Hz. Muhammed (s.a.v.)’e beslenilen sevgi ancak O’nun koyduğu fikirleri esasları korumakla tecelli ettirmekle mümkündür.” (Kaynak, 1930, Şemsettin Günaltay; Ülkü Dergisi cilt 9, sayfa: 4/945)

“Hz. Muhammed (s.a.v.), Allah(c.c)’ın birinci ve en büyük kuludur. O’nun izinden bugün milyonlarca insan yürüyor, benim, senin adın silinir. Fakat sonsuza kadar o ölümsüzdür.” (Dr. U. Kocatürk; Atatürk’ün Fikir ve Düşünceleri, 1971).
Ne yazık ki Atatürk’ün bu beyanları uygulanmamıştır.

Dış kaynakların cevâbı:

  • 1992’de ABD Başkanı Bush, Amerika’da beyaz-siyah kavgası devam ederken “Amerikan kanunları üstünde Allah(c.c)’ın kânunları vardır” diyordu. Allah(c.c) kânunlarının üstünlüğünü kavramamız için bize yeterli aklı ve kâbiliyeti vermiştir.

Evet soruyorum: Bush’un sözüne ne diyorsunuz? Bush söyleyince takdir etme, içimizden biri söyleyince itiraz etme huyu bize nereden geldi?

  • Charles Misner: “İslâm dini ahlâk, kânun ve cemiyet gibi esasların istisnâsız hepsi, bütün hukûkun ve her türlü vazifenin kaynağı Kur’ân’ın çeşitli sûrelerinde tam olarak mevcuttur.
  • Viıctor Imberdis: “Kur’ân bütün hukuk esaslarına kutsal bir kaynak oldu.”

(Kaynak: Batı Bilginleri ve İslâmiyet – Ahmet KAYHAN s. 6)

İslâm’a yapılan saldırılara karşı bizzat İslâm’ın cevâbı:

  • Konyalı Mehmet Vehbi Efendinin yazdığı Hülâsat-ü Beyân Fî Tefsîril Kur’ân’da El Müddessîr sûresi 51. ayet-i kerime: “Onlar arslandan ürküp kaçan merkepler gibi Kur’ân’dan kaçarlar.”
  • Hadîs-i şerif: Câmiü’s-Sagîr-Taberanî’nin riva-yeti: “İnsanlara tecâvüz etmez, aleyhlerinde bulunmaz, dinlerine taarruz etmez. Ancak gayri meşru çocuk veya damarında gayri meşruluk olan taarruz eder.”
  • Ondokuzuncu asrın filozoflarından biri olan Carlyle, bütün dünyaya İslâm’ı şu şekilde takdim ediyordu:

“İslâmiyet, gayet parlak bir ateş gibi doğdu. Sâir dinleri kuru ağacın dalları gibi yuttu. Kur’ân’ın tasdikine mazhar olamamasıyla hiç hükmündedir.”

“Kulak verilecek sözlerin en lâyıkı Muhammed’in (aleyhissalâtü vessellâm) sözüdür. Çünkü hakîkî söz O’nun sözleridir.”

“Eğer hakîkat-ı İslâmiyette şüphe etsen, bedîhiyât ve zarûriyet-i katiyetle iştibah edersin. Çünki en bedihî ve zarurî bir hakikat ise İslâmiyettir.”

İşte bu filozof, İslâmiyet hakkında bu şehâdetini eserinde müteferrik yerde yazmış.

Büyük devlet adamı ve mütefekkir Bismark:

“Ben bütün semâvî kitapları tetkik ettim. Tahrif olmalarına bakınca, birkaç beşerin saâdeti için aradığım hakîkî hikmeti bulamadım. Fakat Muhammed’in (aleyhissalâtü vesselâm) Kur’ân’ını umum kitapların üstünde gördüm. Her kelimesinde bir hikmet buldum. Bunun gibi beşerin saâdetine hizmet edecek bir eser yoktur. Böyle bir eser beşerin sözü olamaz. Bunu Muhammed’in (aleyhisselâtü vesselâm) sözüdür diyenler, ilmin zarûriyetini inkâr etmiş olurlar. Yâni Kur’ân’ın Allah(c.c) kelâmı olduğu açıktır.”

Özetlemek gerekirse; dışta zulmün kasırgaları, içte gaflet rüzgârları ve bu ikisi arasında Müslüman Türk Milleti…

Gerçek din âlimleri suskunluğu bırakmalıdırlar.

CEVAP VER

Lütfen yorumunuzu girin!
Lütfen adınızı buraya girin