(Hz. Ali Efendimiz’in Mısır’a vâli olarak tâyin ettiği Mâlik bin Eşter’e yazdığı bu mektup, olduğu gibi ayet ve hadîs-i şerif meallerinden ve tefsirlerinden oluşmaktadır. O zamanın, bu
zamanın ve bütün zamanların, sonuna kadar bütün insanlığın anayasası mahiyetindedir.)

  • Görevin Esası: Vergisini toplamak, düşmanları ile savaş yapmak, halkına barış ve huzur, ülkeye kalkınma sağlamak için Mâlik bin Hâris el Eşter’i Mısır’a vâli olarak atadığı zaman Allah’ın kulu, müminlerin emîri Hz. Ali’nin ona emri şudur:

O’na Allah(c.c)’tan ittikâyı, Allah(c.c)’a itaat yolunu seçmesini, Kitabı’nda emrettiği farzlarla, sünnetlere uymasını emreder. O farz ve sünnetler ki, onlara uyulmadıkça hiç kimse saadet yüzü göremez ve onları benimseyen de asla hüsrana uğramaz. Bir de ona eliyle, diliyle ve kalbi ile Cenâb-ı Hakk’a hizmette bulunmasını emreder. Çünkü Allah-u Zü’l-celâl Hazretleri kendisine hizmet edene yardıma, kendisini ağırlayanıda izzetlendirmeye kefil olduğunu buyurmaktadır. Sonra ona, şehvetlere saldırdıkça nefsini kırmasını, serkeşlik ettikçe de dizginlerini çekmesini emreder. Zira nefs alabildiğine fenâlığı emreder, meğer ki Cenâb-ı Hak o kişiyi merhametiyle korumuş olsun.

  • En Kıymetli Azığın: Şimdi bilmiş ol, ey Mâlik, ben seni öyle memleketlere gönderiyorum ki, senden evvel birçok hükümetler oralarda adalet sürdü ve zulmetti. Sen vaktiyle nasıl evvelki vâlilerin icraatını gözden geçirdiysen, halk da şimdi senin icraatını öyle gözetecek. O zaman senin onlar hakkında söylediklerini, halk da şimdi senin hakkında söyleyecek. Kimlerin sâlih olup olmadığı, ancak, Allah(c.c)’ın kendi kullarının dilinden söylettiği sözlerle anlaşılır. Onun için biriktireceğin en güzel azık, iyiliğe yönelik işlerin olsun. Heveslerine hâkim bulun. Sana helâl olmayan şeylerde nefsine sıkı dur. Zira gerek hoşlandığı, gerek istemediği şeylerde nefse karşı sıkı durmak, onun hakkında adaletin ta kendisidir.
  • Halka Sevgi ve Merhamet Besle: Halk için kalbinde sevgi ve merhamet duyguları ile lütuf meyilleri besle.

Sakın biçârelerin başına, kendilerini yutmayı ganimet bilen yırtıcı bir canavar kesilme! Çünkü bunlar iki sınıftır: Ya dinde kardeşin, ya yaratılışta bir eşin. Evet, bunların kabahatleri bulunabilir; kendilerine birtakım kusurlar da ârız olabilir. Hata ile, yahut kasıtlı olarak işledikleri kabahatleri olsa da, ellerinden tutup doğru yola getirmek pek mümkündür. Nasıl Allah(c.c)’ın kendin için affını ve hoşgörüsünü istersen, onlara da affını ve hoşgörünü bol bol ver. Çünkü sen onların üstünde bulunuyorsun; vâlilik yetkilerini sana veren ise senin üstünde bulunuyor. Allah(c.c) ise vâliliği sana verenin de üstündedir ve kullarının bütün işlerini hakkıyla görmeni istiyor. Seni onlarla imtihan ediyor. Sakın Allah(c.c) ile harbe girip de kendini O’nun gazabına siper etme! Çünkü ne intikamına dayanacak kudretin var, ne de O’nun af ve merhametinden müstağnisin.

  • Alçakgönüllü ve Ölçülü Ol: Sakın affettiğinden dolayı asla pişman olma, sakın hiçbir cezalandırman için katiyyen sevinme. Sakınmak imkânını buldukça hiçbir bâdireye atılma. Bir de sakın “Ben tam bir kudret sahibiyim, emrederim itaat ederler” deme. Çünkü böyle bir davranış, kalbin fesadı, dinin zayıflaması ve felakete yaklaşma ile sonuçlanır. Şayet elindeki kudret sana bir büyüklük ve tahakküm hissi verirse, hemen üstündeki Melekût’un büyüklüğüne şöyle bir bak. Kâinatı sevk ve idâre eden o muazzam ve muhteşem ilahi gücü ve senin kendi nefsine bile güç yetiremeyeceğin şeylerde Allah(c.c)’ın nasıl bir mutlak kudret sahibi olduğunu düşün. İşte bu düşünceler, senin o yükseklerde gezen bakışlarını yere indirir; şiddetini giderir, seni bırakıp giden aklını başına getirir. Sakın Allah(c.c) ile büyüklük yarışına kalkışma, sakın büyüklük (azamet)
    ve zorlayıcılığında (ceberut) O’na benzemeye özenme. Çünkü Fâtırı Zü’lcelâl Hazretleri her zorbayı zelil, her büyükleneni de hakîr eder bırakır.
  • Adaletten Ayrılma: Kendin hakkında, sana yakınlığı olanlar hakkında, teban arasında kendilerine meyil beslediklerinin hakkında; Allah(c.c)’a ve Allah(c.c)’ın kullarına karşı adaletten katiyyen ayrılma. Şayet böyle yapmazsan zulmetmiş olursun. Halbuki
    Allah(c.c)’ın kullarına zulmedene karşı bu mazlumların davacısı, bizzat Hz. Ali’nin kendisidir. Allah(c.c) da birinin hasmı oldu mu, artık o kimsenin tutunabileceği bütün deliller bâtıldır. Ve ölünceye, yahut tövbe edinceye kadar onunla harb içinde bulunur. Dünyada zulüm kadar, Allah(c.c)’ın lütuflarını izâle edecek ve kahrını hızlandıracak bir şey olamaz. Zirâ Cenâb-ı Hak zulüm altında inleyenlerin bedduâlarını işitir; zâlimleri ise gözetleyip durur.
  • Toplumu Esas Al: İşlerinin içinde öylesini tercih etmelisin ki, hak hususunda en ortası, adalet itibariyle en yaygını olsun; sonra halkın çoğunluğunun rızâsını da en çok sağlasın. Zira toplumun hoşnutsuzluğu karşısında, şahısların rızâsı hükümsüz kalır; şahısların kızgınlıkları ise toplumun rızâsı içinde kaynayıp gider.

Sonra vâli için, kodaman takımı kadar iyi günlerde yükü ağır basan, kara günlerde yararı az dokunan, adaletten hoşlanmaz, istemekten usanmaz, verilince şükür bilmez, verilmezse değme gadirle savrulmaz, felâkete sabırsız bir gürûh yoktur. Dinin ve devletin kuvveti de, toplumda düşmana karşı savaşacak da ancak toplumun çoğunluğudur. Onun için samimiyetin ve meylin daima topluma dönük bulunmalı, onların refahına dikkat etmelisin.

  • Halkın Ayıplarını Araştırma: Halkın arasında yanına hiç yaklaştırmayacağın, kendisinden en çok nefret edeceğin kimseler ise, halkın ayıplarını en ziyâde araştıranlar olmalıdır. Zira insanların öyle ayıpları vardır ki, bunların örtülmesi görevi, herkesten önce vâliye düşer. Binâenaleyh bu ayıpların sana gizli kalanlarını sakın eşeleme. Senin vazifen, bilgine ulaşanları düzeltmekten ibârettir. Bilmediklerine gelince, onlar hakkındaki hükmü Allah(c.c) verir. Evet, sen halkının ayıbını gücün yettiği kadar ört ki, Allah(c.c) da senin, halkından gizli kalmasını istediğin şeyleri örtsün.
  • Yanına Yaklaştırmayacakların: İnsanların hakkındaki bütün kin düğümlerini çöz; seni intikama doğru sürükleyecek iplerin hepsini kes. Sence açıklık kazanmayan şeylerin tümü hakkında anlamamış görün, şunu bunu gammazlayanların sözüne sakın çarçabuk inanma. Çünkü gammaz ne kadar saf görünürse görünsün, yine hilekârdır. Sakın, ne seni yokluk ihtimaliyle korkutarak ikram etmekten geri çevirecek cimriyi, ne zor ve ağır işlere karşı azmini gevşetecek korkağı, ne de zulme saparak sana ihtirası iyi gösterecek hırslıyı danışma meclisine sokma. Çünkü cimrilik, korkaklık ve hırs öylesine ayrı ayrı tabiatlardır ki ancak, Allah-u Zül’celâl hakkında beslenen sû-i zân bunların hepsini bir araya getirir.
    Sana müşâvir olacakların en kötüsü, senden evvel şerli kimselerle işbirliği yapmış ve onların suçlarına ortak olmuş kimselerdir. Böyleleri katiyyen senin mahremin olmamalı. Çünkü bunlar, cânilerin yardımcıları ve zâlimlerin dostlarıdır.
  • Kendine Müşâvir Edineceklerin: Ne hâcet; hiçbir zâlime zulmünde, hiçbir günahkâra cürmünde yardım etmeyen tamamıyla sahip, buna mukâbil onların günah ve suçlarından kesin olarak temizdirler. İşte senin için böylelerinin yükü en hafif, yardımı en çok, sana şefkati herkesinkinden fazla, senden başkasına muhabbetleri ise o nisbette azdır. Böyle kimseleri hem özel, hem de genel toplantılarında kendine yakın edin.

CEVAP VER

Lütfen yorumunuzu girin!
Lütfen adınızı buraya girin