Yıllarca önce televizyonda bir açık oturum seyretmiştim. Tesettür içinde bir hanım kızımız önündeki Kur’ân-ı Kerîm’i göstererek “ben inancımdan ötürü başımı örtüyorum” demişti. Açık oturumda bulunan bir konuşmacı gayet müstehzî bir edâ ile şöyle diyordu: “Bu hanım kızımıza ve bütün kızlara tek tek sorulsun. Sizler kocalarınızın dördüncü karısı olmak ister misiniz?”

Terbiye, nezaket, çiğneyerek, İslamla ve imanlı kızlarımızla alay eden bu şahıslara cevabımız şudur; İslamiyet birden fazla evlenmeye ruhsat vermiştir, fakat emretmemiştir. Birden fazla evlilikte adaletli olmayı vazgeçilmez bir şart olarak ileri sürmüştür. Fakat asla adalet yapılamayacağını da bildirmiştir.

El-Nisa suresi 3. ayet “Eğer (velisi olduğunuz) yetim kızlar (ile evlenip onlar) hakkında adaletsizlik, etmekten korkarsanız (onları değil) size helal olan (başka) kadınlardan ikişer, üçer, dörder olmak üzere nikahlayın. Eğer (bu kadınlar arasında da) adaletli davranmayacağınızdan korkarsanız o takdirde bir tane alın veya sahip olduğunuz (cariyeler) ile yetinin. Bu, adaletten ayrılmamanız için daha uygundur.”

En-Nisa Suresi 129. Ayet “Ne kadar uğraşırsanız uğraşın kadınlar arasında adaleti yerine getiremezsiniz. Öyleyse (birine) büzbütün gönül verip ötekini (kocası hem var hem yok) askıda kalmış kadın gibi bırakmayın. Eğer arayı düzeltir ve Allah’a karşı gelmekten sakınırsanız şüphesiz Allah çok bağışlayıcı ve çok merhamet edicidir.” Elmalılı Hamdi Yazır. Kuran-ı Kerim ve Türkçe Meali.

El- Nisa Suresi 3.ayet. “Eğer yetim kızlar hakkında (adaleti yerine getiremeyeceğinizden) korkarsanız sizin için helal olan diğer kadınlardan ikişer, üçer, dörder olmak üzere nikah edin. Şayet (bu suretle de) adalet yapamayacağınızdan endişe ederseniz o zaman bir (tane ile) yahut malik olduğunuz cariye (ile iktifa edin). Bu (dört zevce veya cariye) sizin (Hak’dan) eğrilip sapmamanıza daha yakındır.”

El-Nisa Suresi 129. Ayet; “Kadınlar arasında adalet (ve müsavatı tatbik) etmenize ne kadar hırs gösterirseniz asla güç yetiremezsiniz. Bari (birine) büsbütün meyledip de ötekini (ne dul, ne kocalı bir durumda) askılı gibi bırakmayın. Eğer (nefsinizi) ıslah eder (haksızlıktan) sakınırsanız şüphe yok ki Allah çok yarlığayıcı çok esirgeyicidir.” Hasan Basri ÇANTAY. Kuran-ı Hakim ve Meal-i Şerif

Bu tezatlardan bizi ancak İslâm ölçüleri kurtarır. Bu görev de İslâm Alimlerine düşüyor.

Türk-İslâm kültür değerlerini tahrip etmek için içte ve dışta bir savaş açılmıştır.

1970’li yıllarda Selçuk’ta turistik bir gösteride Genç kızlarımız, Yunan kıyafetleri içinde ellerinde toprak kadehlerle şarap tanrıçası şerefine kadeh kaldırdılar. Yalnız şarap içselerdi günaha girmiş olacaklardı. Şarap tanrıçası şerefine kadeh kaldırdıkları için şirke ve küfre sokuldular. Bunlar lâiklik adına işlenen büyük cinayetlerdir.

Oysa 1967’de Yunanistan’da ihtilâlle iş başına gelen hükümette İçişleri Bakanı olan Alb. Patakos, inançlarına ters düştüğü için çok tanrılı ne kadar eser varsa hepsini toplatmıştı.
Kendi ülkesinde hapsedilen eserler ne yazık ki bizde baş tâcı edilmiştir. O dönemin idarecileri bunun maddi ve manevi sorumlularıdırlar.

Bir turistik senaryo düşünün:

• İspanya’da böyle bir senaryoda ve başrolde bir öküzün rol aldığını görüyorsunuz (Boğa güreşini kastediyorum).
• Tunus’ta böyle bir senaryoda ve başrolde deve rol almış bulunuyor (Kırk kovayı çeken deve).
• Türkiye’de böyle bir senaryonun başrollerinde şarap tanrıçası şerefine kadeh kaldıran kızlarımız. Ne yazık, ne hazin bir tablo…

CEVAP VER

Lütfen yorumunuzu girin!
Lütfen adınızı buraya girin