“Çocuktum babam muhtardı. Bizim köyün hudutları içinde köy bekçisi Arif Dayı bir casus yakalamış, bu sebeple babamı muhtar olarak Akhisar’a, Jandarma Komutanlığına çağırmışlar. Babama, Akhisar’a “ben de gelmek istiyorum” dedim. Babam sordu:

“Akhisar’da ne işin var?” “Câsusu görmek istiyorum, boynuzları nasıl, kuyruğu ne kadar?”

Babam: “Oğlum câsusun boynuzu, kuyruğu yoktur. O da senin benim gibi bir insandır.” Ben ısrar ediyordum. “Hayır baba sen bilmiyorsun, câsusun boynuzu ve kuyruğu vardır.” Çocukken bendeki câsus imajı neyse, bazı kimselerde de okumadıkları, incelemedikleri için İslâm imajı odur. İslâm irticânın, cehâletin, tembelliğin karşısındadır.

Fahr-i Kâinat Efendimiz (s.a.v.) bir gün sahabeyle birlikte bir yere gidiyorlardı. Yolları üzerinde bir adam oturuyordu. Ona selâm vermeden geçtiler. Dönüşlerinde aynı adam aynı yerde gene oturuyordu. Bu sefer Resûl-ü Ekrem (s.a.v.) selâm vererek geçtiler. Yanındakiler sordu: “Ya Resûlâllah, az önce bu adama baktınız. Selâm vermeden geçtiniz. Şimdi geçerken selâm verdiniz. Bizler bunun sebebini anlayamadık.”

Cevap buyurdular:

“Daha önce geçtiğimizde bu kişi tembel tembel oturuyordu.”
“Yâ Resûlâllah şimdi gene öyle oturuyor.”
“Ey sahâbelerim, aradaki farkı görmediniz. Bu dönüşümüzde o kişi eline bir çubuk almış toprağı karıştırıyordu.”

CEVAP VER

Lütfen yorumunuzu girin!
Lütfen adınızı buraya girin